Zitate 4 u - Halil Cibran - 3. Diğer Yazıları

Dienstag, 16. Januar 2007

Halil Cibran - Diğer Yazıları

Diğer Yazıları

*Aşk Üstüne
*Ben ve Tanrı
*Düşünceler ve Tasarımlar
*Ruhum Bana Vaaz Etti
*Yaşam Üstüne


________________________________________________________


Aşk Üstüne

Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.

Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.

Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk'ı soran sizler, Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.

Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.

İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir ?

Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden
bu ateş nedir ?

Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir ?

Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir ?

Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.

Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum?

Uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan
yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.

Aşk diye seslendiğimiz şey nedir? Söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir ?

Başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir ?

Yaşam'dan ve Ölüm'den, Yaşam'dan daha acayip, Ölüm'den daha derin bir
düş oluşturan bu uyanıklık nedir ?

Söyleyin bana dostlar, içinizde Yaşam'ın parmakları ruhuna dokunduğunda Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı ?

Yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı?

İçinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz?

Hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez?

Hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir Tanrı 'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?

Dün kapısından geçenlere Aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum.

Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi :
"Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür."

Yiğit bir genç karşılık verdi:
"Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar."

Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
"Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir. Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu ; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler."

Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
"Aşk Şafak 'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır."

Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
"Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir."

Bir başkası gülümseyerek açıkladı:
"Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir."

Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
"Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar."

Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
"Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır. Yaşam 'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar."

Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı
bir adam titrek bir sesle şunları söyledi :
"Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir."

Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
"Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı."

Ve böylece Aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.

O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
"Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk'tır."

Bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:

"Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap...
Tanrım beni kutsal ateşine at..."


Ben ve Tanrı

Çok eski günlerde, sözün ilk titreşimleri dudaklarıma henüz geldiği zamanlarda, kutsal dağa çıktım ve Tanrı`ya diz çöktüm, ``Efendim,ben senin kölenim. Senin sırrın benim yasam olacak ve sonsuza kadar ona itaat edeceğim.``

Fakat Tanrı cevap vermedi ve şiddetli bir fırtına gibi uzaklaştı.


Ve ben bin yıl sonra kutsal dağa çıktım ve Tanrı huzurunda tekrar diz çöküp dedim ki "Yaratan, ben senin yarattığınım. Sen beni balcıktan şekillendirdin ve ben tüm varlığımı sana borçluyum."
Ve Tanrı cevap vermedi, onun yerine bin kanadı varmış gibi hızla uzaklaştı.
Ve bin yıl sonra kutsal dağa tırmandım ve Tanrı huzurunda tekrar diz çöktüm ve dedim ki, "`Baba, ben senin oğlunum. Bana merhamet ve sevgiyle hayat verdin ve ben de sevgiyle ve ibadetle senin krallığını sürdüreceğim."
Ve Tanrı cevap vermedi ve uzak tepeleri gizleyen bir sis gibi uzaklaştı.

Ve bin yıl sonra yüce dağa tırmandım ve Tanrı huzurunda tekrar diz çöküp dedim ki, "Tanrım, amacım, tamamlayıcım; ben senin dününüm ve sen benim yarınımsın. Ben senin topraktaki kokunum ve sen benim göklerdeki
çiçeğimsin ve BİZ güneşin önünde BİRLİKTE gelişiriz."

O zaman Tanrı bana doğru eğildi ve kulaklarıma tatlı sözler fısıldadı ve denizin kendisine doğru koşan bir dereyi kucaklaması gibi beni kucakladı.

Ve vadilere ve ovalara indiğimde Tanrı da oradaydı.

Halil Cibran - Deli


Düşünceler ve Tasarımlar

Yaşam bizi kaldırıp bir yerden bir yere taşırken, yazgı da bir noktadan diğer bir noktaya doğru sürükler. Ve bu ikili arasında sıkışıp kalmış olan bizler, bu nedenledir ki, ancak bizlere ürküntü verecek sesleri duymakta ve yolumuzda bir engel gibi dikilmekte olanları görmekteyizdir. .

Güzel, görkemliliğin tahtına oturur oturmaz gösterir kendini bize ;ama biz şehvet adına ona yaklaşır, onun saf ve temiz tacını parçalarız, çirkin girişimlerimizle kirletiriz, üstündeki salı.

Sevgi, alçakgönüllülüğüne bürünmüş olarak geçer yanımızdan; ama biz ya korkulara kapılıp kaçarız ondan, saklanırız kuytuluklara, ya da izleriz onu, adına kötülüklerde bulunabilmek için. En akıllımız bile Sevgi'nin ağır yükü altında ezilir; ama gerçekte Sevgi,okşayıcı meltem kadar hafiftir.

Özgürlük, leziz yemeklerinden ve bereketli şarabından sunmak için çağırır sofrasına bizi; ama biz sofraya oturur oturmaz tıkanırcasına yeriz önümüze konulanları.

Doğa, hoşgeldin diyen kollarıyla uzanır bize ve onun kadınsı güzelliğinden haz almaya çağırır bizi;ama biz onun sükunetinden ürker, kalabalık kentlere akın ederiz ve orada tıpkı vahşi bir kurdun önünden kaçışan koyunlar gibi birbirimizi sıkıştırarak yaşarız.

Gerçek, bir çocuğun en içten gülüşü ya da bir sevgilinin öpüşüyle donanmış olarak seslenir bize;ama biz sevginin kapısını onun suratına çarpar ve sanki düşmanımızmış gibi davranırız ona.

İnsanoğlunun gönlü yardımına koşacak birini arar;ruhu içini dökmeyi diler;ama biz tıkamışızdır kulaklarımızı onların feryatlarına ne duyarız,ne anlarız. Ve deli deriz onlara kulak verip anlamış olanlara, üstelik kaçışırız yanlarından.

İşte böyle geçer geceler ve bizler yaşar gideriz farkında olmadan. Gündüzler bizi karşılar ve basar bağrına. Ama biz görmeyiz ve yaşarız gece gündüz süren bir tedirginlikle.

Açıktır Yaradan'ın Yüreği'nin kapıları ardına dek; bizse yapışıp kalmışızdır yeryüzüne. İçimizi kazıdıkça açlık, alırız Yaşam'ın ekmeğini ayaklarımızın altına, çiğneriz. Ah ne iyicildir insanoğluna Yaşam, yine de ondan uzaklaşmış, çok uzaklara gitmiştir İnsan...

(Halil Cibran/Sözler)
İng.den çev: Aytunç Altındal,
Anahtar Kitaplar Kasım 1993


Ruhum Bana Vaaz Etti

Ruhum bana vaaz etti ve kendine küfredene dostluk gösteren ama halkın nefret ettiği insanı sevmeyi öğretti. Ruhum bana Sevgi‘nin sadece sevende değil, sevilende de kendisiyle gururlandığını gösterdi.

Ruhum bana vaaz etmeden önce Sevgi yüreğimde iki çivi arasına gerilmiş ince bir ipti. Ama şimdi başı sonu, sonu da başı olan bir hale oldu. Bu hale bütün varlıkları çevreler ve bundan sonra var olacakları da kucaklamak üzere yavaş yavaş genişler.

Ruhum bana öğüt verdi ve cildin, biçimin ve rengin altında gizli olan güzelliği görmeyi öğretti. Gerçek çekicilikleri ve hoşlukları görünene kadar çirkin denen insanlar hakkında uzun uzun düşünmem için beni eğitti. Ruhumun öğüdüne kadar Güzelliği iki sis kolonu arasında titreyen bir meşale gibi görürdüm. Şimdi sis kayboldu, alevlerden başka bir şey görmüyorum.

Ruhum bana vaaz etti ve dilin, gırtlağın ve dudakların çıkaramayacağı sesleri
dinlemeyi öğretti. Ruhum bana vaazedene kadar gürültü ve feryattan başka bir şey duymazdım. Ama şimdi Sessizliği daha kolay duyuyor, Görünmeyen‘in sırlarını haykıran çağların ilahilerini ve gökkubbenin şarkılarını dinliyorum.

Ruhum bana vaaz etti ve sıkılmamış, hiçbir elin ve dudağın dokunamayacağı kadehlere hiçbir zaman doldurulamayacak şarabı içmeyi öğretti. Ruhum bana vaazedene kadar susuzluğum bir yudum suyun söndürdüğü küller altında
gizlenmiş belirsiz bir kıvılcım gibiydi. Ama şimdi arzum kadehim, duygularım şarabım, yalnızlığım sarhoşluğum oldu ; artık bu dindirilemeyen susuzluğumda sonsuz sevincimi yaşıyorum.

Ruhum bana vaaz etti ve insan biçimine girmemiş olana dokunmayı öğretti ; dokunduğumuz her şeyin arzumuzun parçası olduğunu gösterdi. Ama şimdi parmaklarım, evrendeki Görünmeyen'le birleşen şeye karışan sise dönüştü.,

Ruhum beni mersinden ya da tütsüden yayılmayan kokuyu solumam için eğitti.
Ruhum bana vaaz edene kadar bahçelerdeki, şişelerdeki ya da buhurdanlıklardaki kokulara ihtiyacım vardı. Ama şimdi adaklar ya da kurbanlar için yakılmamış olan tütsülerin de kokusunu alabiliyorum. Ve yüreğime boşluğun neşeli esintileriyle hiçbir zaman sürüklenmeyecek kokuları dolduruyorum.

Ruhum bana vaaz etti ve görünmezlik ya da tehlike çağırdığında, "hazırım" diyebilmeyi öğretti. Ruhum bana vaazedene kadar tanıdıklarım dışında
haykıranların sesine ses vermezdim ve kolay ve düz yollar dışındakilerde yürümezdim. Şimdi, Görünmezlik, Görünmezliğe ulaşmak için koşturabileceğim bir at oldu; düzlükler doruğa tırmanacağım merdivene dönüştü.

Ruhum benimle konuştu ve dedi ki, "Zaman‘ı, ‘dün vardı, yarın da olacak' diyerek ölçme" Ve ruhum benimle konuşana kadar Geçmiş‘i hiçbir zaman tekrarlanmayacak,
Geleceği de asla ulaşılamayacak bir çağ olarak hayal ederdim. Şimdi şu anın bütün anları kapsadığını ve içinde umut edilebilecek, yapılabilecek ve anlaşılabilecek her şeyin bulunduğunu anlıyorum.

Ruhum bana vaaz edip boşluğu, "burası, orası ve şurası" diye sınırlamamam için beni uyardı. Ruhum bana vaaz edene kadar yürüdüğüm yerin boşluğun diğer yerlerinden uzak olduğuna inanırdım. Şimdi bulunduğum yerin her yeri içerdiğini ve yürüdüğüm mesafenin bütün mesafeleri kapsadığını anlıyorum.

Ruhum beni eğitti ve başkaları uyurken uyanık kalmamı öğütledi. Ve başkaları çalışırken uykuya teslim olmamı. Ruhum bana vaaz edene kadar uykumda ne onların düşlerini görürdüm, ne de onlar benim hayallerimi düşlerdi. Şimdi onlar beni seyretmezken asla düş gemimle açılmıyorum, onlar da ben özgürlüklerine katılmadıkça hayallerinde göklere yükselmiyorlar.

Ruhum bana vaaz etti ve dedi ki, "Övgülerle kibirlenme, ayıplamalarla sıkıntıya düşme." Ruhumun öğütlerine kadar işlerimin değerinden kuşku duyardım. Şimdi ağaçların ilkbaharda çiçeklenmesi ve yazın meyve vermesi için övgülere gerek olmadığını biliyorum ; ve ayıplanmaktan korkmadan güzün yapraklarını döküp kışın çıplak kaldıklarını.

Ruhum bana vaaz etti ve ne cücelerden daha büyük ne de devlerden daha küçük olduğumu gösterdi. Ruhum bana vaaz edene kadar insanlığı iki kişi olarak görürdüm ; biri acıdığım güçsüz, diğeri izlediğim ya da direndiğim güçlü. Ama şimdi her ikisi de olduğumu ve ikisinin aynı maddeden yapıldığını biliyorum. Kaynağım, onların kaynağı; bilincim, onların bilinci; kavgam, onların kavgası.

Onlar günahkarsa, ben de günahkarım. Onlar iyiyse bundan ben gurur duyarım.
Yükselirlerse onlarla yükselirim. Hareketsiz kalırlarsa tembelliklerinden utanırım.

Ruhum benimle konuştu ve dedi ki, "Taşıdığın fener senin değildir, söylediğin şarkı senin yüreğinde bestelenmedi, ışığı taşısan bile ışık olamazsın, gitarın tellerini titreterek gitar çalamazsın."

Ruhum bana vaaz etti kardeşim ve çok şey öğretti. Çünkü sen ve ben BİRiz, benim içimdekileri hemen ortaya dökmem ve senin içindekini bir sır gibi gizlemen dışında, aramızda bir fark yok. Ama senin sır saklaman da bir çeşit erdemdir.


Yaşam Üstüne

Bir yalnızlık okyanusundaki bir adadır Yaşam, kayaları umuttur Ada'nın, ağaçları düş; çiçekleri ıssızlıktır, dereleri özlem.

Ey dost, senin yaşamın diğer adalardan ve topraklardan ayrılmış bir adadır.
Limanlarindan kaç gemi yelken açarsa açsın baska iklimlere, kaç gemi varırsa varsın limanlarina, sen yine, yalnızlığın ıstırabıyla inleyen ve mutluluğu özleyen ıssız bir ada olarak bir başına kalacaksın. En yakın dostuna bile meçhulsün, onların ilgi dolu sevgisinden ve anlayışından çok uzaklardasın.

Ey kardeşim, seni, altın kümeciklerinin üstüne oturmuş, zenginliğine sevinerek - hazinelerinle gurur duyarak, topladığıin her avuç dolusu altınınn, diğer insanların tutku ve düşüncelerini seninkilere bağımlı kılan göze görünmez bir halka olduğuna inanip, güvenlik duyduğunu görmüşümdür.

Aklımda seni, düşmanlarının kalelerini yerle bir etmek tasarılarıyla ordularına kumanda eden bir fatih gibi görmüşümdür. Ama sana bir kez daha baktığımda, senin yerinde, altın kasalarının ardında çırpınan bir yalnız yürekten ve kapatıldığı altın kafeste boşalmış su kabının karşısında kalakalmış susamış bir kustan başka bir şey göremedim.

Ey kardeşim, seni, çevrende kral diye kabullenmiş, sana başardığın büyük işlerin övgüsü olan şarkıları söyleyen, senin akıl gücünü öven ve sanki bir yarı-tanrının huzurundaymışlar gibi, hatta gökkubbenin coşkusunu bile bastıran coşkunluk belirtileriyle sana bakınan insanların arasında görkemliliğin tahtına kurulmuş olarak görmüşümdür.

Ve sahip olduğun bunca nesneye bakarken, yüzünde, sanki onların ruhu senmişsin gibi mutluluk, güçlülük ve zafer belirtilerinin oynaştığını görmüşümdür.

Ama sana bir kez daha baktigimda seni, tahtının yanıbaşında durup, sanki görünmez hayaletlerden içinde sıcaklık ve dostluktan başka hiçbir şey bulunmasa da kabulün olan bir sığınak dilercesine elini her yana uzatan, kendi yalnızlığyla baş başa kalmış bir insan olarak bulmuşumdur.

Ey kardeşim, seni, güzel bir kadının karşısında kendinden geçmis, çıkarıp yüreğini onun güzelliğinin mihrabına koyarken görmüşümdür. O kadının sana içtenlikle ve şefkatle baktığınıi görünce de kendi kendime, 'Yaşasın, bu adamın yalnızlığını silen ve yüreğini bir başka yürekle birleştiren Sevgi' demişimdir.

Buna karşin, sana bir kez daha baktığımda, senin sevgi dolu yüreğinin içinde, sırlarını bir kadina açıklayabilmek için boşuna hıçkıran yapayalnız bir yüreğin daha durduğunu; ve sevgiyle dolu ruhunun ardında, sevgilinin gözlerinden yaş olup akabilmek için boşuna çırpınan bir bulut gibi dolanan yalnız bir ruhun daha bulunduğunu gördüm.

Ey kardeşim, yaşamın, diğer insanların konakladıkları yerlerden ayrık, ıssız bir konaklama yeridir. Hiç bir komşunun, içine gözatamayacağı bir yuvadır.
Karanlığa gömülecek olsa, komşunun kandili onu aydınlatamaz. Erzağı tükense, komşunun ambarları onu dolduramaz. Bir çölde olsa, baskalarının elleriyle bellenip, çiçeklendirilmiş bahçelere sokamazsın onu. Bir dağıin doruğu olsa, başkalarının ayak izleriyle çiğnenmiş olan bir vadiye indiremezsin onu.

Ey kardeşim, senin ruhunun yaşantısı, ıssızlıkla çepeçevre sarılmıştır ve eğer bu ıssızlık ve tek başınalık olmasa, ne sen SEN, ne de ben BEN olabilirdik. Eğer bu ıssızlık ve tek başınalık olmasaydı, senin ağzından çıkan sözcüklerin benim ağzımdan çıktıklarına inanır; ya da senin yüzüne baktığımda aynadan kendi yüzümü seyrediyorum sanırdım.

(Halil Cibran/Sözler)

pour une magnifique l'unique femme fatale

je t'aime à ma façon, mon uniques incroyables amours

User Status

Du bist nicht angemeldet.

Aktuelle Beiträge

Neredesin güzel...
Wo bist Du, Serra?! Where are you, Serra?!
elvan - 11. Nov, 12:04
Gedanken, Sprichwörter,...
Glaube nicht einfach an alles, nur weil du es gehört...
elvan - 19. Jan, 20:09
Serra's Way (Joe Cocker...
Serra's Way (Joe Cocker - You Are So Beautiful) The...
elvan - 25. Dez, 20:07
Love Songs (turkish)...
Seviyorum seni Ekmeği tuza banıp Banıp...
elvan - 25. Dez, 20:06
Müzik Sayfalar (Turkish...
Flagge anklicken (push the flag and you can listen...
elvan - 24. Dez, 22:13

Web Counter-Modul

Time is now in Türkiye

Suche

 

Status

Online seit 4336 Tagen
Zuletzt aktualisiert: 11. Nov, 12:12

Credits

vi knallgrau GmbH

powered by Antville powered by Helma


xml version of this page
xml version of this topic

twoday.net AGB


Asla vazgeçemem senden
Beauty Of You...Serra
Doğum Günün Kutlu Olsun!
Freundschaft & Liebe
İstanbul
Love Songs 4 U (engl.)
Love Songs 4 U (turkish)
Müzik: Radio & DJ sayfa
Neredesin güzel ruhlum
Özledim seni
Seviyorum Seni
Your goal - Datça
Zen - About Henry Miller
Zen - Zitate Henry Miller
Zitate - Fernöstliche Weisheiten
Zitate - Gedanken
... weitere
Profil
Abmelden